12 Nisan 2008 Cumartesi

Hector Lavoe'nin hayatı beyaz perdeye aktarılıyor!

Hector Lavoe'nin hayatı beyaz perdeye aktarılıyor!

Porto Riko'nun efsanevi salsa şarkıcısı Hector Lavoe'nin hayatını beyazperdeye aktaran ve başrollerini Jennifer Lopez ile Marc Anthony'nin paylaştığı "Şöhret" (The Singer), 9 Mayıs'ta vizyona girecek.

Yönetmenliğini Leon Ichaso'nın üstlendiği "Şöhret" de, 1960'lı ve 70'li yıllarda salsa müziğini yeniden şekillendiren Porto Riko'nun efsanevi salsa şarkıcısı Hector Lavoe'nin yaşamı ve müziğini anlatılıyor.

Filmde, iki sevgiliyi, kökenleri Porto Riko olan sanatçı Marc Anthony ve Jennifer Lopez canlandırdı.

Jennifer Lopez'in aynı zamanda yapımcılığını üstlendiği film, o dönemde Amerika'daki farklı ulusal kimliklere bakışı anlatırken, Porto Rikolu grupların yaşamından da kesitler sunuyor.

http://www.sinema.com/makale/1-6261/hector-lavoe-nin-hayati-beyaz-perdeye-aktariliyor

11 Nisan 2008 Cuma

Bu Ne Güzel Demokrasi!

Filmist film kolektifi tarafından hazırlanan Bu Ne Güzel Demokrasi, festival programında...

(11 Nisan 2008) Türkiye'de birden fazla sinemacının buluşarak ortak filmler yapmasına daha çok belgesel alanında tanık oluyoruz. Filmist kolektifi bu anlamda dikkat çekici işlere imza atıyor. Filmist kolektifi 2005 yılında kuruldu ve bağımsız olarak bireysel ve kolektif filmler üretmeyi, fimler üzerine birlikte analiz yapmayı amaçlıyor.

"Kadınlar Türkiye’de siyasi karar alma mekanizmalarına katılabiliyorlar mı? Siyasette varolmak için hangi platformlarda mücadele ediyorlar? Kadının sorunlarına dair bir ajandaları var mı? Sadece yüzde ‘dörtnoktadört’ olan kadın milletvekili sayısını arttırabilecekler mi?"

Filmist film kolektifi tarafından hazılranan Bu Ne Güzel Demokrasi! belgeseli bu soruların yanıtlarını 2007 seçimlerine hazırlanan kadın adayların kampanyalarında arıyor.

Kurgu aşamasında İsveç Başkonsolosluğu’nun finansal olarak destek verdiği film seçim sürecini izlerken bir yandan da ülkenin siyasi-sosyal gündemine ayna tutmaya çalışıyor.

Film 27.Uluslararası İstanbul Film Festivali çerçevesinde 18 Nisan Cuma saat 21:30’da Beyoğlu sinemasında gösterilecek. Yönetmenler Belmin Söylemez, Berke Baş, Haşmet Topaloğlu ve Somnur Vardar’ın da katılımıyla gerçekleşecek gösterimden sonra bir soru-yanıt seansı da yapılacak.

http://beyazperde.mynet.com/haber.asp?id=10802

İş Arıyoruz!

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri olan işsizlik, kara komedi türündeki filme konu oldu...

(11 Nisan 2008) İşsizlik Türkiye'nin en büyük problemlerinden biri; hatta pek çok köşe yazarına göre en önemlisi. Aslında hangi ciddi sorunu derinlemesine inceleseniz, altından işsizlikle bağlantılı sıkıntılar çıkıyor. Bu gerçeğin beyazperdede ele alınması son derece doğal. Hatta biraz geç bile kalındı sanki.

Film yönetmeni Eşref Dinçer, işsiz kaldığı süreyi konusu iş aramak olan bir film çekerek değerlendirdi. İş Arıyoruz Eşref Dinçer’in ilk uzun metrajlı filmi. Gençlerden kurulan oyuncu kadrosu da amatörlerden oluşuyor. Film senaryosundan yapım aşamasına kadar mütevazi bütçelerle çekilmiş ve bir çok ihtiyaç filmin yapımcısı Mehmet Ulusoy’un arkadaş çevresi tarafından desteklenmiş.

Türkiye’de iş bulabilmek için düşülen garip durumları ve kariyer peşinde koşanların hikayelerini eleştirel bir bakış açısıyla anlatan İş Arıyoruz filmi, önümüzdeki günlerde vizyona girecek.

http://beyazperde.mynet.com/haber.asp?id=10804

9 Nisan 2008 Çarşamba

Öldüren Şehir

Kült televizyon dizisi X Files’ın iki kahramanı Mulder ve Scully’nin İstanbul’da geçen serüveni!

(9 Nisan 2008) Aslında kitaplar öncelikle "Beyazperde Kitap" bölümünün konusu. Fakat, Notos Kitap'tan çıkan Ömer Ayhan imzalı Öldüren Şehir romanı dikkatimizi çekti ve "Haber" bölümüne taşımaya karar verdik. Çünkü bu kitapta, The X Files'ın kült kahramanları Fox Mulder ve Dana Scully İstanbul'da geçen bir serüvene konu oluyorlar. Gerisini kitabın arka kapak yazısından öğrenelim...

"Öldüren Şehir bir kent romanı. Uydu kentler, sayıları hızla artan gökdelenler ve onlarla bütünleşerek yaşayan ayrıksı roman kahramanları... Bir metropolü, yüksek blokların görüntü kirliliği yarattığı klişesini ters yüz ederek görebilen bakış açısı...

Kökü dinsel anlatılara uzanan karanlık bir öğretinin günümüz İstanbul’undaki yansımalarını arayan Öldüren Şehir, önünden geçip gittiğimiz bazı ‘özel’ binaların, kentin karanlık yüzünün sırlarını aralamaya çalışıyor. Romanın mekânları arasında geçen gerçek binalar, okuduklarımızı gerçek ile kurgu arasına sıkıştırıp okuru kışkırtıyor.

Ömer Ayhan görselliğin pek çok boyutunu romanın gereçleri olarak kullanıyor. Kült televizyon dizisi Ex-Files’ın iki kahramanı Mulder ve Scully’nin İstanbul’da geçen akıl almaz serüveni; ne idüğü belirsiz bir anlatıcının gelecekten seslenerek kaleme aldığı alaycı kehanet yazısı; 1980’li yılların boğucu ortamında evlere kapanarak büyüyen ama toplumla henüz uzlaşamamış bir kuşağın video kasetler ve kitaplar aracılığıyla düşselliğe açılan marazi yaşamları; Osmanbey’in karanlık pasajları; otobanlar, bu ‘çağdaş İstanbul’ romanının öteki izlekleri."

http://beyazperde.mynet.com/haber.asp?id=10785

Paneller ve Plaklar!

27. Uluslararası İstanbul Film Festivali etkinlikleri de filmler kadar dikkat çekici!

(9 Nisan 2008) Festival demek filmler demek, yan etkinlikler, söyleşiler, sergiler demek. Bir film festivali, sadece filmleri değil, film kültürüyle ilişkili tüm sanatları kapsar. Taze festival bu gerçeği güzel örneklerle bir kez daha hatırlattı. Peki bu sene neler var?

NISI MASA Avrupa Gençlik Sinema Ağı, 13. Gezici Festival (Ankara Sinema Derneği), NISI MASA Türkiye ve Kars Belediyesi tarafından geçtiğimiz Kasım ayı’nda Kars’ta gerçekleşen Kar atölyesinde üretilen filmler ilk kez 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek. Akbank Sanat'ta 18 Nisan Cuma, saat 11'de...

27. Uluslararası Istanbul Film Festivali Rolling Stones hayranlarını filmlerle olduğu kadar konserlerle de mutlu edecek. En iyi ve en “yalan” Rolling Stones taklit grubu The Counterfeit Stones, 9 Nisan Çarşamba akşamı saat 21.00'de Babylon’da sahne alacak.

Ayrıca; Sinema Yazarları Derneği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle, 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde bir özel bölüm ve bir panel gerçekleştiriliyor. Ayrıntılı bilgiyi, siyad.org adresinden alabilirsiniz.

Bu yıl Efes Pilsen’in festival konuklarına bir de sürprizi var: 10 Nisan Perşembe akşamı Babylon’da yönetmen Çağan Irmak’ın DJ kabinine geçeceği Çağan Irmak’la Plak Partisi. Saat 22.00′de başlayacak gecede Çağan Irmak, kendi 33′lük ve 45′lik plâk arşivinden seçeceği unutulmaz parçalarla sinemada olduğu kadar DJ kabininde de ustalığını gösterecek.

Festival zamanı, film çok. Etkinlik daha çok!

http://beyazperde.mynet.com/haber.asp?id=10784

Hiç

6 Ekim'den bu yana devam eden 2. Nokia Nseries Kısa Film Yarışması’nda mutlu sona ulaşıldı.

(9 Nisan 2008) 350’ye yakın başvurunun yapıldığı yarışmanın galibi, 8 Nisan Salı akşamı 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında yapılan bir törenle açıklandı. Yarışmayı, “Hiç” adlı filmleriyle Lokman Doğmuş ve Erkan Esenoğlu kazandı.

İkinciliği “Darbe” ile Eray Mert, üçüncülüğü ise “Retori” ile Candaş Şişman kazandı. Yarışmada birinci olan Lokman Doğmuş ve Erkan Esenoğlu 5.000 YTL kazanırken, ikinci olan Eray Mert 3.000 YTL, üçüncü olan Candaş Şişman da 2.000 YTL ile ödüllendirildi.

http://beyazperde.mynet.com/haber.asp?id=10786

KISA FİLM ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ

Ülkemizde, 1921 yılında, Şadi Fikret Karagözoğlu'nun oyunculuğunu ve yönetmenliğini yaptığı 20 şer dakikalık “Bican Efendi” güldürüleri ile başlayan kurmaca kısa film serüveni günümüzde de sürüyor. 1970 li yıllarda, amatör sinemacının vazgeçilmez bir parçası olan 8mm lik sinema kameraları, özellikle kurguda ve seslendirmede ciddi sorunlar çıkardığından çok yaygınlaşamamış, “Hisar Kısa Film Yarışması” (1967) gibi amatörlere açık etkinlikler bile doğrusu pek müşteri bulamamıştı. Türkiye'de açılan çoğu derneklerde fotoğrafın yanında sinemanın yer almamış olması da, kısa filmin, dolayısıyla amatör sinemanın önünü kapayan diğer bir unsurdu.

Bugün ne değişti ?

Ülkeye yayılmış amatör sinema merkezleri yine yok. Sadece bazı üniversitelerin bünyesinde yer alan sinema klüplerinden söz edebiliyoruz. Buralarda yapılan çalışmalar da, film üretiminden çok, film gösterimlerini kapsıyor.

Ülkemizde kısa film seyircisi giderek oluşuyor ve bu seyirci nitelikli filmler izlemek istiyor. İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Adana'da ve Antalya'da festivaller kapsamında gösterilen kısa filmler, çoğu kez uzun metrajdan daha çok ilgi topluyor. Çünkü sinema seyircisinin büyük bir kısmını gençler oluşturuyor ve kısa film programları onlara değişik seyirlikler sunuyor. Bu filmlerde, tecimsel uzun metrajlarda çok az rastlayabilecekleri değişik konularla ve yaşamın ayrıntıları üzerine deneysel yaklaşımlarla karşılaşıyorlar. Bütçeleri ve teknik ekipleri çok kabarık olmayan, biraz çaba gösterilirse kendilerinin de gerçekleştirebilecekleri film örnekleri izliyorlar.

Konunun sevindirici yanı, dijital teknolojinin üretim ve çoğaltım koşullarını kolaylaştırmasının da katkılarıyla,ülkemizde her yıl yaklaşık 200 kısa filmin festivallere başvuruyor ve seyirci ile buluşuyor olması. Sanılanın aksine, kısa metraj filmler oldukça geniş bir kitle tarafından izleniyor. İyi filmler, belki küçük salonlarda, ama çok sık ve uzun yıllar gösteriliyor.

Video teknolojisinin yaygınlaşması, hem film üretimine hem de gösterimine büyük kolaylık sağladı. Konunun üzerinde düşünülmesi gereken yanı ise, bu çalışmaların büyük bir kısmını, sinema okullarında üretilen öğrenci filmlerinin oluşturması. Bu filmler belki süre açısından kısa film anlayışına uyuyor ama, nitelik olarak konuyla tam olarak örtüştüğü söylenemez. Çünkü kısa filmlerin olabildiğince, yerleşik sinema normlarına uzak ve bağımsız kalması gerekiyor. Bunun tek yolu da, dinamik genç sinemacı gruplarının oluşması ve filmler üretmesi.

Geçtiğimiz yıllarda, Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Mustafa Altıoklar, Çağan Irmak, Ümit Ünal Reha Erdem, Tayfun Pirselimoğlu gibi birçok isim, ilk ürünlerini kısa metraj alanında verdikten sonra, profesyonel ortama geçtiler. Birikimlerini orada sürdürdüler. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, kurmaca kısa filmlerin Türkiye'de de parasal getirisi olmadığından, ne yazık ki devamlılık kolay sağlanamıyor. Kısa film çalışmaları ile umut veren gençler bir zaman sonra ister istemez başka alanlara yöneliyorlar. Avrupa ülkelerinde bizden farklı olan durum, genç sinemacılara hiç olmazsa üretim aşamasında ciddi desteklerin sağlanması ve çok sağlam filmlerin ortaya çıkmasına fırsat tanınması. Bunun yanı sıra, televizyon kanalları da, kısa filmlere sponsor olarak, onları yayınlayarak bu alana büyük destek veriyorlar.

Dünyanın birçok ülkesinde, Kültür Bakanlıkları kısa filmin en büyük destekleyicisi konumunda iken, ülkemiz Kültür Bakanlığı, ne yazık ki, kurmaca kısa film türünü, bir üretim şekli olarak, sinemanın bulunuşundan ancak 100 yıl sonra, 5 Eylül 1995 yılında resmen tanıyabildi.

Ülkemizde bugüne dek çok verimli girişimlerde bulunulduğu da yadsınamaz. En başta festival yöneticilerinin kısa filme gösterdikleri yakın ilgi ve destek bugün gelinen noktanın temel unsurudur. Yeşilçam sineması diye tanımlanan kesimdeki profesyonellerin genç sinemacılara verdiği gönüllü destekler, TRT “ Genç Sinemacılar” programı, akademisyenlerin değerli katkıları, basında görev yapan genç gazetecilerin konuyu kamu oyuna yansıtmada gösterdikleri duyarlılık, kısa filmin yol alabilmesinde önemli kilometre taşlarıdır. Son yıllarda, Kültür Bakanlığımızın film festivallerine verdiği olumlu destek de dikkat çekicidir.

Kısa film, deneysel sinemanın, yeni bakış açılarının, değişik kamera hareketlerinin, çarpıcı seslendirme biçimlerinin sınanabildiği yaygın üretim alanı olarak önemini her zaman korumaktadır. Uzun metraja uygun düşmeyen, kısa ama çarpıcı öykülerin, görsel belgelerin, animasyonların yaratım ortamını oluşturmaktadır. Hem ulusal hem de uluslararası boyutta sinemasal yaşamdan gençlerin pay alabilmesini sağlamaktadır.

Şunu unutmamak gerekir ki, amatör sinemacı, acemi sinemacı demek değildir. Kuşkusuz içinde acemileri de olacaktır. Ne ki onların da, kısa zamanda kendilerini yetiştirmemeleri için bir neden yoktur. Asıl önemli olan, örgütleri güçlenmemiş ve genç sinemacıları varolmayan ülkelerin, gerçek sinema sanatı dünyasına da sahip olamamalarıdır. Tek çıkış yolu, ciddi kültür politikalarının oluşturulması ve gençlerin önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Hilmi Etikan