7 Nisan 2008 Pazartesi

Kısa Filmde Işık Kullanımı

Işık, sinema öğrencileri ve meraklılar arasında en az bilinen ve hakkında en çok soru işareti olan alan diyebiliriz. Çoğu sinema heveslisi kafasında “Film çekerken ışığı nereye koyacağım?” gibi tuhaf sorularla işe başlar. Genelde uzun uğraşlara rağmen istenen etki elde edilemez ve hayal kırıklıklarıyla çekim sona erer.

Işıkla ilgili yazılmış hemen her kitapta görebileceğiniz gibi film yaparken ışığa üç temel nedenle ihtiyacımız var: Pozlama, fiziksel etki ve psikolojik etki.

1- Pozlama yani kullandığımız görüntü üretici sistemin (bu video kamera için CCD adı verilen bir mikroçip, film kamerası içinse kimyasal bir şerit) “kabul edilebilir” görüntüler üretebilmesi için belirli bir ışık seviyesini tutturmamız gerekiyor. Peki ama “kabul edilebilir” ne demek?

Ev yapımı sinema başlığı altında olduğumuzu düşünerek film kamerasını bir yana bırakıp video kameralar açısından durumu gözden geçirelim. Video kamera üreticileri son kullanıcıyı etkilemek için reklamlarında “mum ışığında bile çeker” deseler de işin aslı tabii ki böyle değil. Bir CCD’nin gerçeğe yakın renkler, doygun siyahlar, tam beyazlar üretebilmesi ve görüntüde karlanma olmaması için belirli bir seviyede ışığa ihtiyaç var. Bu “belirli seviye” tabii ki kameradan kameraya değişebilir ama iddia edildiği gibi “sıfır” ışıkta çeken kamera pek gerçekçi değil.

Işığın ilk geçtiği yer mercek. Her merceğin de belli bir ışık geçirgenliği var. Kameraların içinde merceğin ışık geçirme potansiyelinin tükendiği durumlarda devreye giren veya kullanıcı tarafından devreye sokulan “kazanç - gain” adı verilen bir özellik var. Bu özellik sayesinde mikroçipin üzerine düşen ışığı olduğundan yüksekmiş gibi kabul etmesi sağlanıyor. Bunun bedeli ise griye dönen siyahlar, patlayan beyazlar, renklerde solukluk ve görüntünün genelinde bir karlanma oluyor. Ama yine de bir görüntü elde etmiş oluyorsunuz. Kameralar “kazanç” değerini desibelle ölçüyorlar. İdeal şartlarda bu ayar sıfır desibel olmalı ya da başka bir deyişle “kapalı” olmalı. Demek ki ortamda yeterince ışık yoksa ve kameramızda da açacak diyafram kalmadıysa yapacak tek şey var: Işık yapmak. Buna birazdan döneceğiz.

2 - Fiziksel etki : Işık bize nesnelerin formları hakkında, hacimleri ve dokuları hakkında bilgi verir. Bir yumurtanın fotoğrafını çektiğinizi düşünün. Eğer ışık yumurtanın üzerinde hiç gölge yaratmasaydı elde edeceğimiz görüntü hacimden yoksun, iki boyutlu bir görüntü olurdu. Halbuki gölgenin varlığı bize yumurtanın formu hakkında, dokusu hakkında, uzaydaki konumu hakkında bilgi veriyor. Aynı şekilde ışık bize zamanı, mevsimleri, geceyi ve gündüzü bildiriyor. Gölgeler uzunsa akşam veya sabah olduğunu anlıyoruz. Gölgeler sertse ve derinse (yani çok hızlı şekilde siyaha gidiyorsa) gece olduğunu anlıyoruz. Kısaca ışık bize fiziksel ortam hakkında bilgiler veriyor.

3 - Psikolojik etki : Işık bizi belli ruh hallerine sokabilir. Floransan ile aydınlatılmış bir devlet dairesi ile abajurlarla aydınlatılmış bir lokanta aynı hissi vermez. Demek ki ışık dünyayı algılayışımızı değiştirir.

Işık bizim temel malzememiz çünkü görüntümüzün temelini ışık oluşturuyor. Türkiye ışık açısından çok fakir bir ülke ne yazık ki. Evlerimizi aydınlatma kültürümüz üzerine keşke birileri bir araştırma yapsa. Yıllardır şu soruyla hep karşılaşırım: Neden Türk filmleri Amerikan veya Avrupa filmleri gibi görünmüyor? Bu basit sorunun pek çok cevabı var ama ben sadece birkaç basit cevapla yetineceğim:
Çünkü onların evlerini aydınlatma biçimleriyle bizimki aynı değil, çünkü o ülkelerin güneş ışığını alış şekilleri, iklimleri farklı ve evlerini döşeme şekilleri, şehir dokuları bizimki gibi değil.

Basit bir örnek üzerinden gidelim: 1970′lerde evlerimizi yukarıdan sarkan duylara takılmış ampullerle aydınlatırdık. Daha zengin olanlar “avize” adı verilen kabaca süslenmiş ampullerle aydınlatırdı. Bu tür aydınlatmaya filmcilikte sert ışık (hard light) adı verilir. Noktasal bir kaynaktan ve tam tepeden gelen ışık sert gölgeler yaratır. 1980′lerde halojen lambaların yaygınlaşmasıyla Türkler “yansıyan ışığı” keşfettiler.
Tavandan sarkan ampule göre daha yumuşak, daha göze hoş gelen bir ışığı vardı bu lambaların. Gölgeler neredeyse yok oluyordu, insanlar olduklarından güzel görünüyorlardı.

Tabii ki bu iki yaklaşımın dışında da bir odayı aydınlatmanın yüzlerce yolu bulunabilir. Ama temelde sorun yine ekonomik ve kültürel: Doğal olarak fakir bir ülke elektriği az tüketmeye çalışır, bu yüzden de tavandan sarkan lamba en doğru seçimdir çünkü en az enerjiyle en çok ışığı verir ve ayrıca avize almayı gerektirmediği için de ucuzdur. Yine fakir bir ülkede insanlar duvarlarını beyaza veya açık renklere boyarlar. Türkiye’de herhangi bir boyacıya koyu bir rengi kabul ettirmenin ne kadar zor olduğunu fark ettiniz mi? Neden mi? Çünkü açık renk boya daha ucuzdur, daha kolay kapatır, ışığı daha iyi yansıtır, elektriği daha az harcamanızı sağlar.

Peki ama şimdi iyice kafamız karıştı: Bütün bunların sinemayla ilgisi ne? Nasıl ışık yapmak gerekiyor?

Yukarıda ışığın en temel iki kalitesinden söz ettik aslında: Işık ne kadar noktasal bir kaynaktan geliyorsa o kadar serttir, derin gölgeler yaratır. Işık ne kadar geniş bir yüzeyden geliyorsa o kadar yumuşaktır, gölgeler yok olmaya başlar. Normal bir film setinde değişik yapıda ve güçte bir çok lamba, yansıtıcılar, flag adı verilen ışığı kesmek için kullanılan malzemeler (Türk sinema sektöründe “zenci”diye anılması ilginçtir), çeşitli yumuşatıcı perdeler, renk filtreleri, ışığı yükseğe çıkarmaya yarayan ışık ayakları ve daha birçok alet bulunur. Bu aletlerin hepsi aslında ışığı kontrol etmeye, yönlendirmeye yararlar. Işığı kontrol edemezseniz ışık sizden kaçar ve (özellikle açık renk boyalıysa) duvarlardan, halılardan, giysilerden yansıyarak yaratmak istediğiniz etkiyi bozar. Kısaca film çekeceğiniz mekanın aydınlatması kötü, duvarları beyaz boyalı, pencereleri küçük, odadaki eşyalar çirkinse elinizden pek bir şey gelmez.

Profesyonel ışık ekipmanı ve ışıkçı kiralamak iyi bir fikir gibi görünse de hem pahalı hem de “ev yapımı sinema” ruhuna uygun değil. Öyleyse ne yapmak gerekiyor?

Son yılların efsanevi görüntü yönetmeni Darius Khondji (Yedi - Yaratık 4- Evita) “ışık yapmamasıyla” da ünlendi. Röportajlarında sık sık belirttiği gibi Khondji ışığı dekorun içine yedirmeyi seven bir sinemacı. Yedi’deki (Seven) bazı sahneler sadece el fenerleriyle aydınlatılmıştı.

Neden biz de aynısını yapmayalım? Bir evde çekim yapacaksanız o evin aydınlatma ruhunu kullanın veya değiştirin. Hem gerçekçi olur hem de sizi dertten kurtarır. Burada karşılaşacağınız sorun ışıkların güçsüzlüğüdür veya eksikliğidir. Çözümü ise çok basit: Bol bol ampul ve ev tipi aydınlatma ekipmanı alın. Marketlerde 250 bin liraya ampul bulabilirsiniz. Çok ucuza masa lambaları, abajurlar da bulabilirsiniz. Yine yapı marketlerde bulacağınız tabaka strafor (beyaz köpük) bir tarafına alüminyum folyo kaplandığında harika bir yansıtıcı haline gelir. Her kirtasiyecide bulunabilecek aydınger sert ışığı yumuşatmak için ucuz ve etkili bir araçtır. Evin kendi lambası güçsüz mü? Hemen daha güçlü ampul takın ve yeniden deneyin. Yine mi yetmedi? Bir abajur eklemeyi deneyin, televizyonun ışığını kullanın, pencereyi açın sokak lambasından destek alın, yansıtıcıyı kullanın… kısaca ortamdaki ışıkları yönlendirin ve güçlendirin.

Tabii her zaman paçayı kurtaramayabilirsiniz. Çekim gece ve dış mekandaysa sorunlar büyür. Bu yüzden çekim yapacağınız yerleri düşünürken şunları dikkate alın:

1- Sahnenin gece dışarıda geçmesi şart mı? Mümkün olduğunca gece sokaklarda çekim yapmayın. Işık yeterli olmaz. Elektrik de alamayacağınız için jeneratör bulmanız gerekebilir.
2- Gece olması şartsa bol ışıklı bir yerde geçebilir mi?
3- Gece etkisi isteniyorsa sabaha karşı güneş doğmadan önceki 15 dakikada çekim yapılabilir. Bu sürede etrafta bir aydınlık vardır ama hala gecedir.
4- Arabada çekim yapacaksanız güçlü bir gemici feneri arabanın iç ışığını taklit edecek şekilde kullanılabilir.

Gündüz iç mekanda çekim yapacaksanız dertleriniz azalıyor. Pencereye karşı çalışmak gibi hatalar yapmazsanız genelde ışık yapmanıza bile gerek olmaz. Işığı daima arkanıza, sağınıza veya solunuza almaya çalışın. Gündüz dış mekanda çekim yapacaksanız güneşin çok dik olduğu saatleri tercih etmeyin. Daha çok akşam üstü veya sabah saatlerinde çalışın.

Işık üzerine iki sayfada çok şey söylemek zor. Ama ışık yapmanın kuralları da çok keskin değil. Temelde her sahne yeni bir problemdir ve ancak kendine has bir şekilde çözülebilir. Dünyaca ünlü görüntü yönetmeni Nestor Almendros Days of Heaven’da gemici fenerlerinin içine güçlü ampuller yerleştirmiş ve çekimi sadece bunlarla yapmıştı. Greg Toland mum ışığında film çekmişti. Dünyanın her yerinde sorunlara alışılmadık, beklenmedik çözümler getiren insanlar başarılı oluyor. Sektördeki ışık şeflerinin çoğu buna karşı çıkacaktır ama her zaman “ışık yakmak” gerekmiyor. Bazen yakmadığınız ışık daha güzeldir: Aynen Almendros’un yaptığı gibi. Bazen de yaktığınız ışık her yeri pırıl pırıl yapar ama yine de görüntü çok kötüdür: Aynen Türk televizyon dizilerinin çoğunda olduğu gibi.

İlker CANİKLİGİL

Dijital Video Montaj Terminolojisi

Açılma / Fade In: Karanlık başlayıp gitgide aydınlanan çekim. Genellikle bir şeyin başlayacağını ya da aradan geçen zamanı belirtmek için kullanılır.

Atlama / Jump Cut: Birleştirilecek iki parçanın, zaman ya da mekan olarak uygunsuzluğundan doğan atlama hissi. Kameranın gerçekten hoplayıp zıpladığı izlenimini verir. Geleneksel sinemada hata kabul edilse de yeni dönem video klip tekniği sonrasında neredeyse bir özel efekt haline gelmiş ve kasıtlı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bel Plan / Medium Shot (MS):
Objenin orta planda çekilmesi gerektiğini anlatan çekim ölçeği. Adından da anlaşılabileceği gibi genellikle bel ve üstünü kadraja sokar.

Boy Plan / Long Shot (LS): Objenin uzaktan çekilmiş olduğu ölçektir. Eğer çekimde söz konusu olan bir insansa, kişinin bütün vücudu kareye sığar.

Capture: Kameradaki görüntüyü bir program ya da donanım kullanıp, yakalayarak kurgu ortamına (bilgisayara) atma eylemi. Analog videoyu, kurgulanabilir dijital sinyale dönüştürür.

Cross-cutting: Aynı anda, birbirinden farklı mekanlarda cereyan eden bir ve daha fazla olay arasında gidip gelmeyi esas alan kurgu biçimi. Genellikle heyecan ve şüphe yaratmak ya da iki olayın birbiriyle bağlantısını oluşturmak için kullanılır.

Çok Yakın Plan / Extreme Close-Up (XCU): Yakın plan / Close-up’ın da detayı…

Çözünürlük / Resolution: Ekrana gelen her bir durağan karedeki piksel sayısıdır. Bu sayı ne kadar yüksekse görüntü kalitesi de o kadar yüksek olacaktır. Yatay piksel sayısı x, düşey piksel sayısı y olarak yazıya dökülür (Örn 640×480)

Desibel / db: Ses şiddeti birimidir.

Donmuş Kare / Freeze Frame: Planın bir bölümündeki bir karenin sürekli tekrarlanması yoluyla elde edilen ve filme donma/hareketsizlik hissi veren kullanım.

Ekran Formatı / Aspect Ratio: Video görüntüsünün, en/boy oranı alınarak hesaplanması. Standart televizyon görüntüsünün oranı 4:3’ken, sinema formatı, geniş ekran olarak bilinen 16:9’dur.

Encoding: Dijital görüntü ya da ses dosyanızı, farklı codec’leri kullanarak belli bir formatta kaydetme işlemi. Örneğin filminizi MPEG-2 formatında “encode” ederek DVD kalitesine getirebilirsiniz. Fazla yer tutan waw uzantılı bir ses dosyasını ise daha az yer kaplaması için mp3 formatına “encode” edersiniz.

Erime / Dissolve: Bir görüntü kararıp bir diğeri açılırken iki görüntünün üstüste binmesiyle ortaya çıkan efekt. Klişe kullanımıyla, değişen mekan ya da zamanı belirtir.

Firewire: Yüksek hızda (400 - 800 Mbps) dijital data transferi sağlayan tak ve kullan (plug and play) veri transfer arayüzü. Tek bir kablo aracılığıyla video, ses ve kameranın bilgisayar üzerinden kontrolünü sağlar. Bir standart olarak IEEE 1394 adıyla da bilinir. Sony, bu protokole yönelik ürettiği sisteme de “i-link” adını vermiştir. USB 2.0’nin çıkışıyla birlikte artık, “standart” durumundan kurtulmuştur.

FPS (Frame Per Second): Saniye başına düşen kare anlamındadır. Sinemada saniyede 24 kare gösterilirken televizyon için bu rakam daha farklıdır. NTSC sinyalinde yayın yapan ülkelerde saniyede 30 kare (aslında 29.97) görüntülenirken PAL ve SECAM sinyalini kullanan ülkelerdeyse saniyede 25 kare görünür. Aynı terimi “Frame Rate” olarak da görürseniz şaşmayın.

Geçiş / Transition: Bir plan ya da karenin diğerine dönüşme (geçme) biçimi. Onlarca türü var. En sık kullanılanları cut, dissolve, overlay, push, wipe ve peel’dir.

İtme / Push: Bir görüntünün diğerini sağdan sola, yukarıdan aşağı ya da tam tersi biçimlerde iterek ekranı / kareyi kaplaması şeklinde ilerleyen geçiş efekti.

Kararma / Fade Out: Aydınlık (pozlanmış) başlayıp gittikçe kararan görüntü. Açılma (Fade In)’in zıttı.

Kesme / Cut: Bir plandan diğerine efektsiz ve ani geçiş. En sık rastlanan geçiş türlerinden.

Kodek / Codec: Dijital videoyu sıkıştırmak (compress) ya da açmak (uncompress) için kullanılan kodlama türü. Compress edildiğinde dosya boyutu azalır fakat görüntü kalitesinde hissedilir değişiklikler olur.

Linear Editing: “Cut montaj” ya da “teyp montaj” olarak da bilinen kurgu türü. Çekilen görüntüler, filmde kullanılacak sırayla başka bir teybe aktarılır. Kullancıya, araya girme ya da belli bir bölümü aradan çıkarma imkanı tanımadığı için gitgide zahmetli ve tercih edilmeyen bir kurgu çeşidi olmuştur.

Non Linear Editing: Bu dosya dahilinde, hakkında engin bilgilere sahip olacağınız kurgu tekniği. Görüntüyü işlemek ve kurgulamak için bilgisayar kullanılır. A, b, c, d, e ve f’nin kullanacağınız küçük klipler olduğunu varsayarsak a’dan c’ye, oradan e’ye oradan da unuttuğunuz bir efekti vermek için tekrar a klibine dönmeniz, linear editing’in aksine olasıdır.

Post Prodüksiyon / Post Production: Ses ve görüntünün çekim safhasından sonra girdiği faz. Ses ve görüntü kurgusu dışında, altyazı, caption, renk düzeltmesi ya da efekt uygulmaları da bu evreye dahildir.

Silme / Wipe: Bir karenin diğerini silerek ekranı kaplamasıyla ortaya çıkan geçiş efekti.

Soyma / Peel: Sayfa çevirmeye ya da bir yırtılan bir resmin köşesinden diğer görüntünün belirmesine benzer geçiş efekti.

Timeline: Çeşitli editing programlarında görüntü ve ses kanallarını üzerine yerleştirdiğimiz, tercihe bağlı olarak kare, saniye ya da time code olarak zamanı belirten çalışma alanı.

Yakın Plan / Close-up (CU): Sadece detay gösteren çekim. (Sadece el ya da göz gibi)

asinema.net


Kısa Film Kurgusu

Kurgucu olarak her türlü hokkabazlık yapabilirsin, ancak çekiçle gerçeği yansıyan aynayı paramparça edip, ağaçlardan ormanı göremiyorsun. Kurgucu ağaçları tek ve hür yetiştirip, bir orman gibi kardeşçesine düzenine sokmalı.

“Sanat gerçeği, yansıyan bir ayna değil, gerçeğe şekil veren bir çekiçtir.” (B.Brecht).

1. Kurallara göre kurgulama.
Kurguda kural yoktur, üslup vardır. Malzemenin içeriğine ve karakterine bakarak uygun bir üslup bulmalı. Her kurgu yeni bir keşfe doğru bir yolculuktur. Yolun açık olsun!

2. İlk seyirci gibi malzemeye yaklaş ve bu masumiyeti korumaya çalış.
Bazen malzeme ne olacağını çok belirgin bir biçimde ortaya koyar. İlk izlenimlerine ve tepkilerine güven ve unutma: iyi malzeme kendi kendini idare eder. Kurgusal müdahale yeni bir şeyi katamaz.

3. Kısa kesme!
Kısa film kurgusu, kısa kesme anlamına gelmez. Kesmek için her zaman bir neden olmalı ve kurgucu bu nedenin ne olduğunu bilmeli. İyi malzemenin doğal bir giriş ve çıkış noktası vardır. Malzemeyi kendi haline bırakıp bu noktaları bulursan, kurgu, görünmeyen kurgu olacak.

4. Kısa kes!
Az gösterip çok söylemek kısa filmin güçüdür. Görüntü ve ses gevezeliğine kapılma. Kötü ve tekrar sahneleri acımasızca çıkart. Senaryoları, işlemiyorsa, unut. Sevdiğin çocuğu öldür.

5. Filmi bir sessiz film olarak düşün!
Görünen köy kılavuz istemez! Hikayeyi görüntülerle yeterince anlatabilirsen, diyalogları ve metinleri bırak.

6. Filmi bir radyo programı gibi düşün.
Filmin yarısı sestir. Görüntü montaja kadar emek ister.

7. Daireyi dörtgen yapamazsın.
İmkansızı deneme! Kötü malzeme kurguda iyi bir malzeme olamaz. Senaryo veya yönetmenin planı çalışmazsa, vazgeç. Yanlış beklentileri uyandırma. Girişte bir kurgu ile bir söz verirsen, sonunda sözünde durmalısın. Yoksa büyük söz verme!

8. Oyunculara bir iyilik yap!
Her oyuncu ve her insan kendine öz bir “iyi görünüşü” ister. Bunu bulmalısın. Kötü oyunculuğu acımasızca çıkart ve yeni bir yol bul! Örneğin oyunculuk doğal değilse, kurgu ile de doğal olmaz, ama belki bir deneysel anlatım ile güzel olabilir.

9. Atari sineması yapma!
Fazla kısa kesmekle kurgusal müdahale çok belli ve film yapay olur. Efektleri, geçişleri hızlandırmak için kullanma. Örneğin bir karakterin oluşması, bir gerilim yaratması zaman ister. İyi görüntüleri hızlı kurguda harcayabilirsin.

10. Esleri ve alanları hissettir!
Kulağındaki ve gözün önündeki güçlü nesne ve duygular o büyük boş anı ister. Gerekirse planları uzun tutarak o alanı yarat.

11. Müziği boşu boşuna harcama!
Bir kısa film bir Migros satış mağazası değil. Fonda hep müzik gerekmez. Müzik de yönetmenin bakış açısını yansıtır. Kötü malzeme güçlendirmek için müziği kullanma! Bir müzik bir anda başlarsa, kolay kolay durduramazsın. Müziğe bir alan yarat!

12. Yüzeyde görünene birçok boyut kat.
Kurmaca filmin problemi, kafadakini görüntü ve ses haline getirmektir, belgesel filmin problemi, yüzeyde görünene bir anlam vermek. Her sahnenin arkada kalan boyutlarını kurgu ile ortaya çıkartabilirsin. Film o zaman güçlü olur.

Thomas Balkenhol (Kameraarkasi.org)

4 Nisan 2008 Cuma

Levent Kırca'dan Recep İvedik yorumu

Levent Kırca'dan Recep İvedik yorumu
Ünlü tiyatrocu Levent Kırca, son yıllarda çekilen komedi filmlerinin yüzde 90'ının Recep İvedik tarzında olduğunu ifade ederek, "Bizim insanımızın önüne iyi alternatifi koyduğun zaman onu tercih eder. Ama sosyal içerikli mizahın yapılmadığı yerde mizah bu tarzda ortaya çıkar. Sadece Recep İvedik'e yüklenmek haksızlıktır" dedi.

Anadolu turnesi kapsamında Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Aziz Nesin'in eseri olan "Toros Canavarı" isimli tiyatro oyununu sergileyen Levent Kırca, seyircilerden büyük ilgi gördü. Oyun öncesinde İHA'ya özel röportaj veren Levent Kırca, son zamanlarda vizyona giren komedi filmlerini değerlendirdi. Son yıllarda Türk sinemasında yapılan komedi filmlerinin büyük kısmının Recep İvedik tarzında olduğunu ifade eden Kırca, sadece Recep İvedik filmini eleştirmenin haksızlık olduğunu söyledi. Sosyal içerikli mizah yapılmadığı zaman mizahın başka şekilde kendisini gösterdiğini belirten Kırca, "Mesele Recep İvedik meselesi değil. Pazara gidiyorsun elma var, armut var, her şey var. Elmanın iyisi var, kötüsü var. Hakiki Amasya elması var, vasatı var. Eğer vatandaş kötüyü alıyorsa iyisi varken, o zaman bırak onların sorunu. Ama bizim insanımızın önüne iyi alternatif koyduğun zaman iyiyi bilir. Sen sosyal içerikli komediyi yasaklayacaksın, Nasrettin Hoca ülkesinde o mizahı yasaklayacaksın, sen mizahı gölgeleyeceksin, üstünü örteceksin o zaman böyle mizah çıkar, bu tarafından çıkar mizah. Ben buna kötü demiyorum, bu olmasın demiyorum. Ama sen bir yere ser bunları; iyisi de olsun, orta kararı da olsun, kötüsü de olsun. Sen iyiyi verdin de bu halk almadı mı bunu. Mesele Recep İvedik'e yüklenme meselesi değil. Bu da politikasızlıktan kaynaklanıyor. Recep İvedik'e gelinceye kadar komedi adına yapılan filmlerin yüzde 90'ı Recep İvedik. 30 film koyalım 25 tanesi Recep İvedik. Niye Recep İvedik'e yükleniyoruz o zaman" dedi.

Eski eşi Oya Başar'ın oynadığı komedi dizisini çok beğendiğini dile getiren Levent Kırca, "Oya Başar başladı diziye. Ratingleri takip ettim, ilk bölümünde ikinci olmuş. Bende seyrettim, güzeldi, çok mutlu oldum. Neden ikinci olmuş, kaliteli bir şey yok, komedi yok. Güzel bir şey yaptığın zaman seyirci hemen oturup izliyor, değerini veriyor" diye konuştu.

Genç komedyenlere tevazu sahibi olmaları tavsiyesinde bulunan Kırca, "Genç komedyenlerin bir an önce olgunlaşmalarını, yaşlanmalarını diliyorum. Gençken başarılarını ömürlerinin sonuna kadar sürdürmelerini diliyorum. Allah hepsine, bütün şöhretlere sağduyu, tevazu nasip etsin. Hepimize insanlık nasip eylesin, adam olmak nasip eylesin. Herkes şöhret olabilir ama adam olamaz. Allah hepimize adamlık nasip etsin" şeklinde konuştu.

Levent Kırca, para bulduğu zaman kendi sinema filmini çekeceğini belirterek, kısa zaman içerisinde bir televizyon kanalı için evde geçen bir aile komedisi dizisi yapacaklarını sözlerine ekledi.

http://www.maksimum.com/sinema/haber/27/163761.php

Yüzyılın unutulmaz aşkları

Yüzyılın unutulmaz aşkları

Aşk insanın başına gelebilecek en muhteşem duygu. Evrendeki tüm varlıklara 'aşk'la bakabilmek de. "Aşk" beyaz perdenin de en çok işlenilen temalarından. Sinemanın o büyülü perdesine yansıyan aşklar hafızalarımızda hiç silinmedi. İşte onlar:İşte beyaz perdeye yansıyan en çarpıcı öyküler..



KLASİK AŞKLAR
Casablanca (1942) Yönetmen: Michael Curtis. Oyuncular: Grace Kelly, Humprey Bogart Savaş zamanında Casablanca'da bir klüp işleten Rick, eski aşkı Ilsa'yla karşılaşınca hayatı altüst olur...

Dr. Zhivago (1965): Yönetmen: David Lean. Oyuncular: Omar Sharif, Julie Christie Doktor Zhivago evlenir ve bir aile kurar ancak mutluluğu 1. Dünya Savaşı ve Rus İhtilali ile kesintiye uğrayacaktır...

Rüzgar Gibi Geçti (1939) Yönetmen: Victor Fleming. Oyuncular: Clark Gable, Vivien Leigh İç Savaş zamanında Amerika... İnatçı Scarlet O'Hara ile Rhett Butler'ın çatışmalı ilişkileri, aslında ateşli bir aşkın başlangıcıdır...

AĞLATAN AŞKLAR
Aşk Hikayesi (1970 ) Yönetmen: Arthur Hiller Oyuncular: Ryan O'Neal, Ali McGraw Üniversite yıllarında tanışıp aşık olan iki genç, önce aileleriyle, sonra da amansız bir hastalıkla mücadele etmek zorunda kalırlar...

Genç Ölmek (1991) Yönetmen: Joel Schumacher Oyuncular: Julia Roberts, Campbell Scott Kan kanseri olan Victor'la, hemşiresi Hillary'nin umubsuz aşkı...

New York'ta Bir Sonbahar (2000) Yönetmen: Joan Chen Oyuncular: Richard Gere, Winona Ryder Çapkın ve uslanmaz Will, genç Charlotte'a aşık olunca hayatı değişir ancak Charlotte hastadır...

ÇAĞDAŞ AŞK ÖYKÜLERİ
Özel Bir Kadın (1990) Yönetmen: Garry Marshall Oyuncular: Richard Gere, Julia Roberts. Zengin bir işadamı, sokaktan aldığı bir telekıza aşık olur...

Aşk Engel Tanımaz (1999) Yönetmen: Roger Michell Oyuncular: Julia Roberts, Hugh Grant Dünyanın en ünlü sinema oyuncularından biri olan Anna Scott, bir kitapçıya aşık olursa ne olur?

YASAK AŞKLAR
İnsanlar Yaşadıkça (1953) Yönetmen: Fred Zinnemann Oyuncular: Burt Lancester, Deborah Kerr 2.Dünya Savaşı sırasında Çavuş Milton ile Kaptan Prewitt'in karısı Karen arasında bir aşk doğar...

Anna Karenina (1948) Yönetmen: Julien Duvivier Oyuncular: Vivien Leigh, Ralph Richardson Anna Karenina evlidir ve bir çocuğu vardır. Ancak Vronsky'ye aşık olunca düzeni bozulacaktır... ancesca evlidir...

Titanic (1997) Yönetmen: James Cameron Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet Titanic, Jake ile Rose'un aşklarının doğduğu gemidir...

İMKANSIZ AŞKLAR
Ghost - Hayalet (1990) Yönetmen: Jerry Zucker Oyuncular: Demi Moore, Patrick Swayze Sam'in hayaleti, eşi Molly'yi tehlikelerden kurtarıp ve ilahi adaletin yerini bulmasını sağlamadan dünyadan ayrılmayacaktır. Bir medyum vasıtasıyla Molly’ye ulaşmayı başarır ve görevini yerine getirir.


http://www.sinemahaber.com/goster.asp?id=1560

11:14

11:14



Yönetmen: Greg Marcks
Senaryo: Greg Marcks
Yapım: 2003 Amerika/Kanada Yapımı, 86 dakika
Türü: Dram- Gerilim-Suç

Oyuncular-Karakterler
==================
Henry Thomas ....Jack
Blake Heron ....Aaron
Barbara Hershey ....Norma
Clark Gregg ....Officer Hannagan
Hilary Swank ....Buzzy


Bu güne kadar izlemediğim için kendime kızdığım ve izleyince hayran kaldığım harika bir yapım.
Özellikle filmin kapanış jeneriği noktayı koyarcasına sizi bir kez daha mest ediyor.

Saat 11.14'de meydana gelen bir trafik kazası ve ardından gelişen ilginç olaylar.
Filmin en can alıcı noktası öyküyü Memento gibi sondan başa doğru anlatması.

Filmde kimse masum değil. Herkes bir şekilde suçlu ve bu yaptıklarından ötürü adeta kelebek etkisi gibi birbirlerin hayatlarına etki ediyorlar.
Özellikle filmin kurgusu tam anlamı ile taktire şayan.
Olağanüstü bir ve zekice kurgu edilmiş bir yapım.
İzlerken büyük zevk alıyorsunuz ve hayatımızda en ufak bir oalyın bile bizleri nerelere taşıyacağını ister istemez düşünüyorsunuz.
Mutlaka izleyin ve izlettirin.
Film DVD ve VCD olarak satılmaktadır.


Yıldız Tozu (Stardust)

Yıldız Tozu (Stardust)




Yönetmen: Matthew Vaughn
Senaryo: Jane Goldman , Matthew Vaughn , Neil Gaiman (Kitap)
Görüntü Yönetmeni: Peter Deming
Yapım: 2007, İngiltere / ABD , 128 dk.
Tür: Dram, Fantastik, Aksiyon, Romantik

Oyuncular-Karakterler
===================
Charlie Cox .... Tristan
Ian McKellen .... Narrator (voice)
Balthazar Getty .... Peter Raymond Dayton
Robert De Niro .... Captain Shakespeare

Konu: Sevdiği kadının aşkını kazanabilmek uğruna bir erkeğin yapabileceklerinin defalarca sınandığı hikayelere yeni bir örnek de, Matthew Vaughn'un son filmi Yıldız Tozu ile geliyor.
Tristran, aşkının kalbini kazanabilmek için onun için kayan bir yıldızı yakalayacağına söz verir. Ama sevgilisi Yvaine ile çıktıkları bu yolda, korsanlar ve cadılarla dolu büyük tehlikeler onları beklemektedir.
Usta oyuncu Robert De Niro'nun acımasız bir korsan rolü ile Kaptan Shekespaere olarak karşımıza çıkacağı film, Michelle Pfeiffer, Claire Danes gibi önemli isimleri de barındırıyor.

Yorumum

Neil Gaiman uyarlaması olduğu için azimle izlemek sitediğim ve sonunda başardığım çok sıcak ve güzel bir film.
Gerçi ben daha çok fantastik öğeler beklerken bunun yanında komedi ve romatiklikte serpiştirilmiş harika bir peri masalı çıktı karşıma.
Özellikle Robert De Niro mükemmel. Ve o korsan tayfasının gaza gelişi harika.
Zira şu an bile aklıma geldiği anda gülmeme neden olan sahnelere imza attılar.
Aşk konusunada değinmiş ve bunu harika bir şekilde fantastik öğelerle bir peri masalı şeklinde bizlere sunmuş bir film ortaya çıkmış.
Öyle aman aman bir sernaryoya sahip değil belki ama film bitince içinizde tatlı bir sıcaklık ve yüzünüzde güzel bir tebessüm bırakacak kadar sıcak ve güzel bir film.